Uzmanlar, sürekli ekran başında gündemi takip etme alışkanlığının ebeveynlerde sosyal kaygıyı artırdığını ve çocukların dijital dünyadaki rehberliğini zayıflattığını belirtiyor.
Araştırmacılardan Doç. Dr. Yağmur Soylu, sürekli alarm halinde kalmanın hem yetişkinleri yıprattığını hem de çocukların dünyayı güvensiz algılamasına yol açabileceğini vurgulayarak aileler için 10 temel öneri sıraladı.
1. Önce kendi dijital kaygınızı yönetin: Sürekli haber akışını takip etmek, alarm halinde yaşamak çocuğun güven duygusunu zayıflatır. Ekran sürenizi sınırlayın, sakin bir model olun.
2. Her bilgiyi paylaşmayın, doğrulayın: “Sızdırılan liste”, “şok iddia” gibi içerikleri çocukların yanında konuşmadan önce kaynağını kontrol edin.
3. Korku dili kullanmayın: “Dünya çok tehlikeli” mesajı vermek yerine “Birlikte nasıl güvende kalabiliriz?” yaklaşımını benimseyin.
4. Sharenting yerine rıza öğretin: Fotoğraf paylaşmadan önce “Bunu paylaşmamı ister misin?” diye sorun. Çocuğun dijital kimliği üzerinde söz hakkı olduğunu hissettirin.
5. Yasaklamak yerine konuşun: Bir hatada cezalandırmak yerine analiz edin. “Bunu görünce ne hissettin?” sorusu öğrenmeyi başlatır.
6. Dijital hataları öğrenme fırsatına çevirin: Yanlış link, uygunsuz içerik ya da oyun içi riskleri “suç” değil “deneyim” olarak ele alın.
7. Eleştirel medya okuryazarlığı kazandırın: “Bu video neden karşına çıktı?”, “Bunu söyleyen ne kazanıyor olabilir?” sorularıyla çocuğun bilişsel filtresini güçlendirin.
8. Evde açık iletişim alanı kurun: Çocuk, başına geleni korkmadan anlatabilmeli. Yargısız dinlemek en güçlü güvenlik filtresidir.
9. Duygu koçluğu yapın: “Abartma” demek yerine “Bu seni korkutmuş gibi görünüyor” diyerek duyguyu isimlendirin. Anlaşıldığını hisseden çocuk daha dayanıklıdır.
10. Kontrol değil bağ kurun: Teknolojik filtrelerden önce ebeveyn-çocuk ilişkisi gelir. Güçlü bağ, dijital dünyadaki en etkili koruma kalkanıdır.
Buna göre ebeveynlerin önce kendi dijital kaygılarını yönetmesi, her bilgiyi doğrulamadan paylaşmaması ve korku dili yerine çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor. Çocukların dijital kimliği konusunda rızasının alınması, yasaklamak yerine konuşulması ve dijital hataların öğrenme fırsatına dönüştürülmesi de öneriler arasında yer alıyor.
Eleştirel medya okuryazarlığının desteklenmesi, evde yargısız ve açık iletişim ortamı kurulması, duygu koçluğu yapılması ve kontrol yerine güçlü bağ kurulması dijital dayanıklılığın temel unsurları olarak gösteriliyor.
Prof. Dr. Tolga Kara ise çocukların pasif kullanıcılar değil, sorgulayan dijital yurttaşlar olarak yetiştirilmesi gerektiğine dikkat çekerek dijital okuryazarlığın bilinç meselesi olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Tuncay Dilci de sürekli kriz ve şiddet içeriklerine maruz kalmanın çocuklarda kaygıyı artırdığını belirterek duygusal dayanıklılık, empati ve güvenli bağlanmanın önemine işaret etti.
Uzmanlar, aile rehberliği ve okul temelli dijital etik eğitiminin çocukların dijital dünyada güçlü bireyler olarak yetişmesi için kritik olduğunu vurguluyor.